• Bağlarbaşı Mah. İkinci İlkokul Cad.
    No:35/3 Maltepe - İstanbul
  • info@silvapsikoloji.com

Bir ortama giriyorsun. Kalbin hızlanıyor. Ellerini nereye koyacağını bilemiyorsun. Aklından tek bir cümle geçiyor: “Şu an çok garip görünüyorum.”

Gerçekten herkes sana mı bakıyor? Yoksa zihnin sana küçük bir oyun mu oynuyor?

Sosyal kaygı tam olarak böyle çalışır. Dışarıdan bakıldığında sakin görünen birinin içinde fırtına kopuyor olabilir. Cümle kurmadan önce defalarca prova yapan, mesaj atmadan önce yazıp silen, toplantıda konuşma sırası yaklaşırken midesine kramplar giren o kişi…

Sorun İnsanlar mı, Zihin mi?

Sosyal kaygısı olan kişiler genellikle şuna inanır:
"Bir hata yaparsam rezil olurum."
"Sesim titrerse herkes fark eder."
"Yeterince zeki görünmezsem ciddiye alınmam."
Oysa gerçek şu: İnsanlar sandığımız kadar bize odaklı değildir. Ama sosyal kaygı, zihni bir sahneye çevirir ve kişiyi spot ışığının altına iter. En küçük mimik, en küçük duraksama büyütülür. İçerideki eleştirmen sesi mikrofonu eline alır.

Kaçtıkça Büyüyen Bir Döngü

- Sosyal kaygının en sinsi tarafı kaçınmayla beslenmesidir.
- Konuşmazsan rahat edersin.
- Gitmezsen utanmazsın.
- Yazmazsan reddedilmezsin.
- Kısa vadede rahatlama gelir. Ama beyin şunu öğrenir: “Demek ki gerçekten tehlikeliydi.” Ve bir sonraki sefer kaygı daha da büyür.

Aslında Neden Bu Kadar Yoğun?

Sosyal kaygının altında çoğu zaman üç güçlü inanç vardır:
• Olumsuz değerlendirilme korkusu
• Mükemmel görünme baskısı
• Hata yapmanın tolere edilemez olduğu düşüncesi
Bu kişiler genellikle kendilerine karşı son derece acımasızdır. Başkası aynı hatayı yaptığında anlayış gösterirken, kendilerine sıfır tolerans tanırlar.

Peki Çıkış Yolu Var mı?

Var. Ama sihirli bir "özgüven artışı" formülüyle değil.
Sosyal kaygı, cesaret kasını küçük küçük çalıştırarak azalır.
Konuşma sırası geldiğinde tamamen susmak yerine tek cümle kurmak.
Toplantıya gitmemek yerine kısa süreliğine katılmak.
Mesajı silmek yerine göndermek.
Kaygı azalınca değil, kaygıya rağmen hareket edince değişim başlar.
Bir diğer önemli nokta ise şudur: Kaygının görünür olması sandığımız kadar felaket değildir. İnsanlar çoğu zaman başkasının heyecanını tehdit olarak değil, insani bir özellik olarak algılar.

"Ben Hep Böyleyim" Düşüncesi Gerçek mi?

Sosyal kaygı bir kişilik özelliği değil; öğrenilmiş bir korku döngüsüdür. Zihin tehdit algısını abartmayı öğrenmiştir. Ve öğrenilen her şey, yeniden öğrenilebilir.
Eğer sosyal ortamlardan kaçınma hayat alanını daraltmaya başladıysa, işlevsellik etkileniyorsa ya da sürekli yoğun utanç hissi varsa, profesyonel destek süreci önemli ölçüde hızlandırabilir.
Çünkü mesele “utangaç olmak” değil.
Mesele, zihnin seni korumaya çalışırken hayatını daraltmasıdır.
Ve hayat, spot ışığından kaçtığında değil; o ışığın altında kalabildiğinde genişler.

Çiğdem Çetin
Klinik Psikolog